Örtünme Duası


Örtünme Duası varmı?

Yeni örtünen birisinin yapacağı Dua nedir?

Dinimizde "tesettür duası" diye özel bir dua yoktur. Ancak örtünme emirini yerine getirmeye yeni başladıysanız bu ibadette Allah sizi sabit ve devamlı kılmasını isteyerek bu emri onun rızası için yapmaya devam  etmenizi, bu konuda size güç ve sebat vermesini dileyebilirsiniz.

İslam'da Başörtüsü ve Örtünme

İslamiyetten önce Araplarda örtinme adeti yoktu. Kadına saygı gösterilmez, kadınlarda ereklerden sakınmazdı. Başörtülerini enselerine bağlar veya geriye doğru bırakırlardı. Yakaları önden açılır, boyunları ve gerdanlıkları ortaya çıkar, süsleri gözükürdü. Erkeklerin ilgisini çekmek için süslenen, açık saçık kıyafetler giyinen, bakışlarıya  ilgi toplamaya çalışan düşük ahlaklı kadınlar da vardı. ((Elmalılı Muhammed Hamdi YAZIR, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul 1936, C. IV, s.3506 ve C. V, s.3927 (Nur Suresi 31, Ahzab 59).)) Evlilik dışı ilişkeler peşinde koşan bir kısım erkekler, kadının arkasına takılır ve onları zan altında bırakırlardı. ((Fahreddin er-Râzi Ebu Abdillah Muhammed b. Ömer (öl. 606 h. /1210 m.) et-tefsîr’ül-kebîr, Mısır, C. XXV, s.230 (Ahzab 59).))

Örtünme ile ilgili emirler Ahzap Suresi ile Nur suresi'ndedir. Her iki surenin de Medine-i Münevvere'de indi hususunda tam bir görüş birliği vardır. ((el-Kurtubî Muhammed b. Ahmed el-Ensârî (öl. 671 h. /1273 m.), tahkik eden Ebu İshak İbrahim Etfiş, el-Cami li Ahkam’il-Kur’an, Kahire 1387 h. 1967 m. C. XII, s.158 ve C. XIII, s.113.))

İslâm’ın bir çok emir ve yasağı gibi örtünme emri ile buna ilişkin yasaklar da Medine-i Münevvere’de gelmiştir.

Kadınlar Medine-i Münevvere’de de günahkâr erkekler tarafın­dan rahatsız ediliyorlardı. Durum Hz. Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem’e şikayet edilince Ahzab Suresi’nin 59. ayeti nazil oldu. ((el-Kurtubî, a.g.e., C.XIII, s.243 (Ahzab 59).))

“Ey Peygamber; eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, cilbablarını üzerlerine sıkıca örtünsünler. Böylesi onların (iffetli olarak) tanınmaları ve rahatsız edilmemeleri için daha elverişlidir.”

Cilbab, kadınların evlerinden çıkar­ken üstlerine aldıkları, başörtüsünden büyük bir örtü ya da büyük bir başörtüdür. Bu husus ileride tekrar ele alınacaktır.

Bazı kadınlar cilbab başları üzerine, bazıları da omuzlarına atar­lar. İki ucu bir biri üzerine sıkıca örtülmezse kadının saçları, boynu ve gerdanlığı gözükür ve erkeklerin bakışlarını üze­rine çeker. Kimi kötü niyetli erkekler de bundan umutlanarak böyle kadınların arkasına düşer, onları rahatsız eder ve töhmet altında bırakırlar.

Kadınlar cilbabını, başını kapayacak şekilde alır ve uçlarını bir biri üzerine getirerek sıkıca örtünürse bu, onların iffetli ve ahlâklı olduğunun bir işareti olur ve rahatsız edilmekten kurtulurlar.

Nur Suresi’nin 31. ayetinde ise örtünme emrinin kapsamı geniş­letilmiş, bakışların kontrol edilmesi, namusun korunması, akrabalar ve yabancı erkekler yanında bazı organlar dışında kalan yerlerin ör­tülmesi farz kılınmıştır.

BAKIŞLARIN KONTROL EDİLMESİ

Gözler kalbe açılan pencerelerdir. Duygusal ilişkiler göz göze gelmekle başlar. Sonra bütün davranışlar bundan etkilenir. Eğer arkasında evlilik yoksa böyle bir ilişki sadece ızdırap kaynağı olur. Kur’an-ı Kerim gerek erkeğe, gerekse kadına bakışları kontrol etme emri verilmiş ve karşı cinsin gözünün içine bakmak yasaklamıştır. Çünkü kadınla erkeğin evlilik dışı yollarla birbirinden cinsel yönden yararlanması kesin olarak yasaktır.

“Mümin erkeklere söyle, gözlerini önlerine indirsinler ve avret yerlerini korusunlar….” (Nur 24/30)

“Mümin kadınlara da söyle, gözlerini önlerine indirsinler ve avret yerlerini korusunlar….” (Nur 24/31)

Cilbabıyla sıkıca örtünüp, erkekler yanında gözlerini önüne indi­ren ve bakışlarıyla onlara hiç bir ümit vermeyen bir kadın, kötü ni­yetli erkeklerin dahi saygısını kazanır. Bu kadın, namusunu da kolay bir şekilde koruma imkanı elde eder.

ZİYNETİN AÇILMASI

Allah-ü Teâlâ kadını güzel bir biçimde yaratmıştır. Saçları, yüzü, boynu, gerdanlığı, kolları, ayakları, hasılı kadının bütün vücudu gü­zeldir. Takındıkları takılar da güzelliklerine güzellik katar. Kadın bu güzellik ve süslerini istediği gibi sergileyemez. Zaten yaratılıştan kendisine verilen utanma duygusu da buna engeldir. Aralarında daimi evlenme yasağı bulunan babası, kardeşi, oğlu, da­yısı, amcası gibi kimselere zinet yerlerini göstermesine müsaade edilmiştir. Genel­likle iç içe yaşandığından kadının bu gibi kimseler yanında her tara­fını kapaması sıkıntıya sebep olur. Cenab-ı Hak şöyle buyurmaktadır:

Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: “Mümin kadınlara söyle …. görünen kısım dışındaki zinetlerini açmasınlar….” (Nur 24/31)

Bu emirle, açılmasına ihtiyaç olan yüz ve eller dışındaki süs yer­lerinin kapatılması istenmektedir. Buna göre mümin kadınlar, baş­larını, boyunlarını, kulaklarını, göğüslerini, kollarını ve ayaklarını kapayacaklardır.

Ayetin devamında bazı erkeklerin yanında, kadının zinet yerle­rini açmasına müsaade edilmiştir:

“… kadınlar zinet yerlerini kocaları, kendi babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları, el­leri altında bulundurdukları cariyeler, kadına arzusu kalmamış ele bakar hale gelmiş erkekler ve kadınların mahrem yerlerinin farkına varmayan erkek çocuklardan başkasına açmasınlar…” (Nur 24/31)

Konu ile ilgili ayrıntılı hükümler ileride gelecektir.

BAŞÖRTÜSÜ

Ayette başın örtülmesi özellikle emredilmiş ve örtünmenin na­sıl yapılacağı da belirtilmiştir.

“Başörtülerinin bir kısmını yakalarının üstüne vursunlar….” (Nur 24/31)

Eskiden kadınlar yakaları açık elbiseler giyinirler, boyunları ve göğüs kısmı gözükürdü. ((Ebubekr el-Cessas er Râzî (öl. 370 h. /980 m.), Ahkam’ül-Kur’an, Beyrut (Matbaa-i Amire baskısından ofset), C. III, s.371.)) Bu emirle başörtülerinin bir bölümüyle boyunlarını ve yakalarını örtmeleri istenmiştir.

Bütün mezhepler müslüman kadının başını örtmesinin farz ol­duğu konusunda tam bir görüş birliği içindedirler. Ancak Malikî mezhebi ile ilgili olarak bazılarının zihnini karıştıran bir konu var­dır.

Malikî mezhebinde saçlar (avret-i hafife) hafif avret sayıldığın­dan, acaba Malikî mezhebine göre bir kadın başörtüsü kullanmadan, saçı açık olarak dışarı çıkamaz mı?

Malikî mezhebinde kaba avret (avret-i muğallaza) ve hafif avret (avret-i hafife) ayırımı yalnız Namaz açısından yapılmıştır. Kadının yabancı erkekler yanında örtünmesi gerekli yerler açısından böyle bir ayırım yoktur. Bilindiği gibi avret yerlerinin kapatılması namazın farzlarındandır. Hanefî, Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre na­mazda başörtüsü açılan bir kadının namazı bozulur. ((Fahreddin er-Râzî, a.g.e., C. XXIII, s.206; el-Kurtubî a.g.e., C. XII, s.230.)) Ancak Malikî mezhebi bu durumda kadının namazının bozulmayacağını belirt­miş, fakat vakit çıkmadan namazın iade edilmesini istemiştir. Çünkü baş, namaz açısından hafif avrettir, bu her ne kadar namazı bozmasa da kadının başını açması haram olduğundan namaz kılar­ken işlenen bu haram fiilin günahından kurtulmak için henüz vakit çıkmadan namazın iade edilmesi gerekli görülmüştür. Vakit çıktık­tan sonra namazı iade imkanı ortadan kalkar. ((Ömer Nasuhi BİLMEN, Büyük İslam İlmihali, İst. 1986, s.99; Ahmed b. Hacer el-Heytemî, Tuhfet’ül-Muhtac bi Şerh il-Minhac, (Şirvânî ve İbâdî haşiyeleri ile birlikte) tarih ve yer yok, C. II, s.111; Abdullah b. Ahmed b. Kudame (öl. 620 h. /1223 m.) el-Muğnî, Kahire, C. I, s.578.))

Malikî mezhebine göre kadının yabancı erkekler karşısındaki davranışı şöyledir:

Kadın, müslüman olan bir yabancı erkek karşısında eli ve yüzü dışındaki bütün organlarını kapamak zorundadır. Bu ona farzdır. Eğer bir fitne korkusu yoksa yabancı erkek kadının yüzüne ve elle­rine bakabilir. Fitneden korkulduğunda kadının elini ve yüzünü de kapamasının farz olduğunu söyleyen Malikî alimler olmuştur. “Kadının bir sorumluluğu yoktur, bu durumda erkeğin bakmaması farzdır.” diyen Malikî alimler de vardır. Malikî mezhebine göre ka­dın, müslüman olmayan bir yabancı erkeğe yüzü ve elleri de dahil hiç bir organını gösteremez. ((Muhammed Uleyş, Menâhil’ül-Celî alâ muhtasar-i allâme Halîl, tarih ve yer yok, C. I, s.133.Muhammed Uleyş, Menâhil’ül-Celî alâ muhtasar-i allâme Halîl, tarih ve yer yok, C. I, s.133.))

Demek ki, bütün İslâmî kaynaklar müslüman bir kadının ya­bancı erkekler karşısında başını örtmesinin farz olduğu konu­sunda tam bir görüş birliği içindedir.

Ayetin ilgili kısmı şöyledir: وَلْيَضْرِبْنَ بِخُمُرِهِنَّ عَلَى جُيُوبِهِنَّ

 

(ضرب)‘ın Türkçe karşılığı ‘vurmak’tır. Bu, Arapça’da bir şeyi bir şeyin üstüne düşürmek ve sabitlemek olarak açıklanmaktadır. ((er-Rağıb el-İsfahânî, Müfredâtü elfâz’il-Kur’an, Beyrut 1412/1992, s. 505. Burada geçen ifade şöyledir: (الضرب إيقاع شيء على شيء)))

Burada fiil (على) harf-i cerri ile kullanılmıştır. Kur’an-ı Kerim’de (ضرب) fiilinin bu şekilde kullanıldığı başka ayetler de vardır. O ayetler buradaki mananın tam olarak ne olması gerektiği konusunda bizi aydınlatır.

(ضربت عليهم الذلة) Bu ayet Rağıb el-İsfahânî’nin Müfredat’ında şu şekilde açıklanmaktadır: (إلتحفتهم الذلة التحاف الخيمة بمن ضربت عليه) “Alçaklık onları, üzerine çadır kurulan kişiyi çadırın örttüğü gibi örtmüştür. (ضربت عليهم المسكنة) ayeti de aynı şekilde açıklanmıştır. ((er-Rağıb el-İsfahânî, a.g.e. s.506.))

Demek ki, (ضرب) fiili (على) harf-i cerri ile kullanılınca üstünü örtmek anlamına geliyormuş.

Cüyûb: Ayette geçen (جيوب) kelimesi( جيب)kelimesinin çoğuludur. Ceyb Arapçada yaka anlamınadır.

Ayette başörtüleri diye tercüme edilen kelime (خُمُر) dır. Bu, (خِمار) kelimesinin çoğuludur. Bunun da kökü (خَمْر)dir. Güvenilir bir Kur’an lugatı olan Müfredât’ta şöyle denmektedir. (خَمْر)‘ın kök anlamı bir şeyi örtmektir. (خمار) da örtü anlamındadır. Ancak Arap örfünde kadının başını örttüğü örtüye isim olmuştur. Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:“Başörtülerinin bir kısmını yakalarının üstüne vursunlar….” (Nur 24/31)

Aklın bulunduğu yeri örttüğü için şaraba da (خَمْر) adı verilmiştir. ((er-Rağıb el-İsfahânî, a.g.e. s.298.))

Güvenilir hadis lügatı olan İbn’ül-Esîr’in en-Nihâye’sinde :

(أنه كان يمسح على الخُفِّ والخِمار) “O, mestinin ve hımarının üzerini meshederdi.” hadisindeki (خمار) kelimesi ile ilgili olarak şöyle deniyor: “Burada sarığı kastetmiştir. Çünkü erkek onunla başını örter. Nitekim kadın da başını hımar ile örter. Bu şundandır: Arap sarığını örter ve onu çenesinin altından döndürürse her vakitte açamaz. O zaman o, mestler gibi olur. Ama bu durumda başının az bir kısmını meshetmesi gerekir. Kaplama mesh yerine de sarığının üstünü mesheder. ((İbn’ul-Esîr, el- Mübârek b. Muhammed el-Cezerî (544/606 h.), en-Nihâye fî garîb’il-hadîsi v’el-eser, Beyrut 1399/1979, II/78.))

(خمار) kelimesinin kadının başörtüsü anlamına geldiği eski sözlüklerde yazılıdır. (الخمار للمرأة وهو النصيف) Hımar kelimesi kadın için nasîf anlamındadır. ((İbn Manzûr, Muhammed b. Mükerrem (630-711 h.), Lisan’ul-Arab, Beyrut, 1410/1990, IV/257; Muhammed Murtaza ez-Zebîdî, Tâc’ul-Arûs, Mısır 10306, III/188.)) Nasif de başörtüsüdür. ((İbn Manzûr, Lisan’ul-Arab, IX/332.))

İçinde (خمار) kelimesi geçen çok sayıdaki hadisten üç örnek verelim:

1- Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve selleme ipekli elbiseler getirilmişti. Ömer’e bir elbise gönderdi. Üsâme b. Zeyd’e bir elbise gönderdi. Ali b. Ebî Talib’e bir elbise verdi ve dedi ki;

(شققها خمرا بين نسائك) Onu karıların arasında başörtüsü olarak parçalara ayır…. Akşamüstü Üsame elbisesinin içinde çıkageldi. Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem ona farklı bir bakışla bakınca yaptığından hoşlanmadığını anladı. Dedi ki, “Ya Resulellah bana neden bakıyorsun, onu bana sen göndermiştin.Buyurdu ki, “Ben onu sana giyesin diye göndermedim. Ama onu sana gönderdim ki, kadınların arasında başörtüler olarak parçalayasın. (لتشققها خمرا بين نسائك) (Müslim, Libas7-2068)

2- Alkame b. ebî Alkame annesinin şöyle dediğini naklediyor: Abdurrahman’ın kızı Hafsa Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellemin eşi Ayşe’nin yanına girdi Hafsa’nın üzerinde ince bir başörtüsü vardı. Ayşe onu parçaladı ve ona kalın bir başörtüsü giydirdi.

(وكستها خمارا كثيفا) (El-Muvatta, Libas, 4, hadis no 6)

3- Hz. Aişe Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin şöyle dediğini bildirmiştir. (لا يقبل الله صلاة حائض إلا بخمار) Allah adet gören (yani büluğ çağına ermiş) bir kadının namazını başörtülü olmadan kabul etmez”. (Ebu Davud Salat 85, hadis no 641)

CİLBAB

Baş tarafta belirtmeye çalıştığımız gibi İslâmiyet’ten önce Arap­larda örtünme adeti yoktu. Kadına saygı gösterilmez, kadınlar da er­keklerden sakınmazlardı. Evlilik dışı ilişkiler peşinde olan bir kısım ayak takımı, kadınların arkasına takılır, onları rahatsız eder ve suç­lama altında bırakırlardı. Müslümanlar henüz tuvaleti icat etmeden önce kadınlar ihtiyaçlarını gidermek için evlerin arkasındaki boş sa­haya doğru giderlerdi. Bunu gören kötü ahlaklı erkekler onları inci­tici davranışlara girerler. Kadınlar bağırınca geri çekilirlerdi. Durum Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem’e şikayet edilince Ahzab Suresinin 59. ayeti nazil oldu. ((Muhammed Uleyş, a.g.e., C. I, s.133.))

“Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, cilbablarını üzerlerine sıkı örtsünler. Böylesi onların (iffetli olarak) tanınmaları ve rahatsız edilmemeleri için daha elverişlidir.”

Cilbab başörtüsünden büyük ve rida’dan küçüktür. Kadın onu başına sarar ve kalan kısmını göğsü üzerine sarkıtır. ((el-Kurtubî, a.g.e., C. XIV, s.243; Ebubekr el-Cessâs, a.g.e., C. III, s.371.)) Günümüzde müslüman kadınlar iki türlü başörtüsü kullanmaktadırlar. Birisi saç­larını ve boyunlarını örtmek için kullandıkları küçük başörtüsü di­ğeri de namaz kılarken ve dışarı çıkarken kullandıkları büyük başör­tüsü. Buna göre başı örttükten sonra, kalan kısmı göğüs üzerine sar­kıtılan büyük başörtüsü yukarıda tanımı geçen cilbab olmaktadır.

Cilbabın milhafe olduğu da söylenmiştir. ((Şeyhülislâm Ebussuud Efendi Muhammed b. Muhammed el-İmâdî (öl. 982 h. /1574 m.) Tefsirü Ebissuud (Tefsir-i Kebir ile birlikte) Matbaa-i Amire, C. VII, s.801 (Ahzab 59).)) Milhafe, yorgan ve çarşaf gibi bürünecek şey ve üstlük elbise anlamına gelir. ((Şeyhülislâm Ebussuud Efendi, a.g.e., C. VII, s.801.)) Burada yorgan söz konusu olamayacağı için cilbab, mülâe demek olur. ((Firuzabâdî, Kamus’ül-Muhît, tercüme Asım Efendi.)) Mü­lâe, kadınların büründükleri çâr’dır. Bir en yada iki en kumaştan ya­pılır. Bununla bütün vücutlarını bürüyüp örtünürler. ((el-Mucem’ül-Vecîz, Heyet tarafından hazırlanmış, Mısır 1400 h. /1980 m.)) Burada söz konusu olan çâr ya da çarşaf (milhafe) günümüz Türkiye’sinde ka­dınların giydiği, yüz ve ayaklar dışında bütün vücudu örten ve tek parça olarak dikilmiş elbise değil, bazı yerlerde ehram, bazı yerlerde de şal adı verilen ve kadınların bütün vücutlarını bürüyüp örten bir kumaştır.

Cilbabın rida olduğu da ifade edilmiştir. ((Firuzabâdî, Kamus, Asım Efendi Tercümesi.)) Rida başa ve belden yukarıya bürünecek çâr, şal ve kumaş gibi şeylerdir. ((Ebubekr el-Cessâs, a.g.e., C. III, s.371.))

Cilbaba, kadını baştan aşağı örten çarşaf, ferace ve çâr gibi dış el­bise anlamı da verilmiştir. ((Firuzabâdî, Kamus, Asım Efendi Tercümesi.)) Buna göre kadının yüzü ve ayakları dı­şında bütün vücudunu örten ve tek parça elbise olarak dikilmiş bu­lunan çarşaf bir cilbab olduğu gibi başörtüsü ile birlikte manto veya pardesü de cilbab sayılmaktadır.

CİLBABI ÖRTÜNME ŞEKLİ

Cilbabın nasıl örtünüleceğine dair kaynaklarda farklı bilgiler var­dır.

1- Yalnız gözün biri açıkta kalacak şekilde sıkıca örtünmek. İbn Abbas (r.a.) demiştir ki, Allah-ü Teâlâ, cilbab ayetiyle mümin kadın­lara, bir ihtiyaç için evlerinden çıktıklarında baştan aşağı yüzlerini cilbabları ile kapamalarını ve yalnızca bir gözlerini açık bırakmala­rını emretmiştir. Muhammed b. Sîrîn diyor ki, “Ubeydet’üs-Selmân­î’ye cilbab ayetini sordum, yalnız sol gözünü açık bırakarak yüzünü ve başını örttü.” ((Elmalılı, a.g.e., C. IV, s.3927-3928.)) Elmalılı Muhammed YAZIR diyor ki, “Bizler ye­tiştiğimiz zaman memleketimizde validelerimizin tesettür tarzı bu idi.” ((İsmail b. Kesir (öl. 774 h. /1372 m.), Tefsirü İbni Kesir, Muhammed es-Sabûnî tarafından ihtisar ve tahkik edilmiş nusha, Beyrut 1393, C. III, s.114.))

2- Cilbabını alnının üzerinden sıkıca sardıktan sonra burnunun üzerinden dolayıp gözlerinin ikisi de açık kalsa bile yüzün büyük bö­lümü ve göğsü tamamen örtmek. Bugün Anadolu’nun bir çok yöre­sinde kadınlar dışarı çıkınca böyle örtünürler. Elmalılı Muhammed YAZIR diyor ki, 1310 da (yani 1895 tarihinde) İstanbul’a geldiğimde İstanbul hanımlarının, bir peçe ilave edilmek ve elde açık bir şem­siye bulunmak şartıyla tesettür tarzları bu idi. ((Elmalılı, a.g.e., C. V, s.3928.)) Eldeki bu açık şem­siye yağmur ve güneşe karşı değil, erkekler yanından geçerken ka­dına perde görevi görsün diye taşınıyordu.

3- Bu ayet, örtülü ve iffetli olduklarını göstermek için genç ka­dınların dışarı çıkınca yüzlerini örtmeleri gerektiğini göstermektedir. Böylece düşük ahlâklı kimseler bunları rahatsız etmezler. ((Elmalılı, a.g.e., C. V, s.3928.)) Bu­gün Suudî Arabistan’da kadınlar bu şekilde sokağa çıkmaktadırlar.

KADINA BAKMA YASAĞI

Nur Suresi’nin 30. ayetiyle erkeklerin kadınlara bakmaları ve on­ları rahatsız edici tavırlar içine girmeleri yasaklanmıştır.

“Mümin erkeklere söyle, gözlerini önlerine indirsinler ve avret yerlerini korusunlar. Böylesi kendileri için daha temizdir. Allah on­ların yaptıkları her şeyden haberdardır.”

Bu ayetle erkeklerin gözlerini, kendilerine haram olan şeylerden çekmeleri ve evlilik dışı ilişkilere götürebilecek davranışlara girme­meleri emrolunmuştur.

Kadın ile erkek birbirine karşı güçlü cinsel arzu içinde bulunur­lar. Bunun ayıplanacak ve yadırganacak bir tarafı yoktur. Ancak İs­lâm dini bu arzunun evlilik dışı yollarla tatmin edilmesini şiddetle yasaklamış, aykırı davranışları, toplum düzenini sarsan ağır bir suç saymıştır. Bu sebeple bütün unsurları ile tespit edilmiş bir zina su­çunu Bağışlama yetkisi hiç bir şahıs ya da makama verilmemiştir. ((Ebubekr el-Cessâs, a.g.e., C. III, s.372.))

Bakışlar kadınla erkek arasındaki ilk irtibatı kurar, günaha elçi­lik eder. Gözleri öne eğip harama bakmamak kolay değildir. Bir çok kimse bu konuda kendine hakim olamayacak gibi olur. ((Damad Abdurrahman b. Muhammed, Mecma’ül-Enhür (hudud), İstanbul 1301, C. I, s.542 vd.))

Bir gün Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem ashabına,

«- “Sakın yollar üzerinde oturmayın.” buyurdu. Dediler ki,

- “Ya Rasûlellah, bir türlü oturmazlık edemiyor, yol üzerinde konuşuyoruz.” Buyurdu ki,

- “Mutlaka oturmak istiyorsanız, yolun hakkını verin.”

-”Yolun hakkı nedir?” diye sordular. Buyurdu ki,

- “Gözü öne indirmek, kimseye sıkıntı vermemek, selâm almak, iyiliği tavsiye edip kötülüğe engel olmaktır.”» (Buhari, İstizan 2; Müslim, Selâm 2)

Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem Hz. Ali’ye (r.a.) bu­yurdu ki, “Ya Ali, bir kere baktıktan sonra ikinci bakışı yapma, birinci bakış senin hakkın ama ikincisi senin hakkın değildir.”

Peygamberimiz sallallahü aleyhi ve sellem bir keresinde de şöyle buyurmuştur: “Ey Adem oğlu, birinci bakış senin hakkın ama sakın ikinci bakışı yapma.” Birinci bakış kasıtsız olarak yapılacağı için kişi­nin hakkıdır. Eğer harama bakmak kasdıyla olursa birincisi de yasak­tır. ((Fahreddin er-Râzî, a.g.e., C. XXIII, s.205.))

Erkeğin bakabileceği ve bakamayacağı kadınlar vardır. Hanefî mezhebine göre durum şöyledir:

1- Erkeğin, mahremi olan kadınlara bakması: Bir erkek, arala­rında ebedi evlenme yasağı bulunan bir kadının, mesela annesinin, kızının, teyzesinin diz kapağı ile göbeği arasına bakamaz; arzu duy­maması şartıyla başına, boynuna, göğsüne, kollarına, dizkapağının altında olan baldırına bakabilir. Bu organlara dokunması da caizdir. Ancak bunun için taraflardan hiç birinin diğerine arzu duymaması gerekir. Böyle bir endişe olursa ne dokunmak ne de bakmak caiz olur.

Erkek, mahremi olan kadınların karın bölgesine ve sırtına da ba­kamaz. Bir kadın, kendisinin böyle yakını olan bir erkeğin yanında karnını, sırtını, dizkapağı ile göbeğinin arasını örtmek zorundadır. Bu ona farzdır.

Erkeğin mahremi olan yani kendileri ile ebediyyen evlenemeyeceği kadınlar annesi, babaannesi, anneannesi, kız kardeşleri, erkek ve kız kardeşlerinin kızları, kendi kızları, torunları, halaları ve teyze­leri, karısının annesi, süt annesi, süt ninesi, süt kardeşi, süt kardeşi­nin kızları, süt kızı, süt kızının kızları, süt halası ve süt teyzesidir. ((Ebubekr el-Cessâs, a.g.e., C. III, s.315 (Nur Suresi 30).))

Nikâhtan sonra cinsel birleşme olmuşsa o zaman karısının başka kocadan olma kızı da erkeğe ebediyyen haram olur. ((Ömer Nasuhi BİLMEN, Büyük İslam İlmihali, (Müslümanlıkta aile ve karabet münasebetleri) İst. 1986, s.415.))

2- Erkeğin evlenebileceği kadınlara bakması: Erkeğin evlenebile­ceği kadınlar, aralarında ebedi evlenme yasağı olmayan kadınlardır. Geçici evlenme yasağının bu konuda etkisi yoktur. Mesela iki kız kardeşi bir arada nikahı altında bulundurmak yasaklanmıştır. ((Bkz. Nisa Suresi ayet 23.)) Karı­sının ölmesi ya da onu boşaması halinde baldızı ile olan evlenme ya­sağı ortadan kalkacağı için baldız, yani karısının kız kardeşi bu bak­ması yasak olan kadınlar grubuna girer.

Yabancı olsun veya kendisi ile evlenebileceği bir yakını mesela amcasının veya dayısının kızı olsun erkek böyle bir kadının yalnız yüzüne ve ellerine bakabilir. Eğer arzu duyuyorsa bu organlara da bakamaz. Bir kadın, aralarında ebedi evlenme yasağı bulunmayan bir erkeğin yüzü ve elleri dışındaki bütün organlarını kapamak zorun­dadır.

3- Erkeğin kendi karısına bakması: Arzu duysun duymasın bir erkek karısının bütün organlarına bakabilir. Cinsel organına bak­maması edebe uygun görülmüştür.

4- Doktorun bakması: Bir doktor, tedavi ettiği bir kadının hasta olan mahrem organına ancak zaruret miktarı bakabilir. Eğer bir ka­dına tarif ederek tedavisini yaptırabiliyorsa bu daha uygun olur. Çünkü cinsin cinse bakması daha zararsızdır. ((Bkz. Nisa Suresi ayet 23.))

ERKEĞE BAKMA YASAĞI

Nur Suresi’nin 31. ayet-i kerîmesi aynen erkekler gibi kadınların da harama bakmasını yasaklamış evlilik dışı ilişkilere sebep olacak davranışlardan uzak kalmalarını emretmiştir.

“Mümin kadınlara söyle, gözlerini önlerine indirsinler ve avret yerlerini korusunlar…”

Gözler kişiyi gayri meşru ilişkilere götürebilecek en önemli giriş kapısıdır. Haramlar karşısında gözlerinizi öne indirerek bu kapıyı kapattığınız zaman avret yerlerinizi korumanız ve evlilik dışı ilişki­lere sebep olacak davranışlardan kaçınmanız büyük ölçüde kolayla­şır.

Yukarıda “Kadına Bakma Yasağı” bölümünde geçen hadisler bu bölüm için de geçerlidir.

Hanefi mezhebine göre bakma konusunda kadınlara düşen gö­revi şöylece sıralayabiliriz:

1- Kadının kadına bakması: Bir kadın, arzu duysun veya duyma­sın diğer bir kadının dizkapağı ile göbeğinin arasına bakamaz. Arzu duymamak şartı ile diğer organlarına bakabilir. Eğer arzu duyuyorsa diğer organlarına bakması da haram olur. Bu sebeple bir kadın, başka bir kadının yanında diz kapağı ile göbeğinin arasını kapamak zorun­dadır, bu ona farzdır.

2- Kadının erkeğe bakması: Bir kadın, kocası olmayan bir erkeğin diz kapağı ile göbeğinin arasına bakamaz. Arzu duymamak şartıyla bunun dışındaki organlarına bakabilir. Erkek ister yabancı olsun, is­terse kendi oğlu, babası, amcası gibi bir yakını olsun fark etmez. Bu sebeple bir erkeğin, başkaları yanında dizkapağı ile göbeğinin arasını kapaması farzdır.

3- Kadının kocasına bakması: Arzu duysun veya duymasın, bir kadın kocasının bütün organlarına bakabilir. Erkeklik organına bak­maması edebe uygun görülmüştür. ((Damad, a.g.e., C. II, s.538-542.))

KADINLARIN ÖRTÜNMESİ

Kadınların örtünmesiyle ilgili hükümler Nur Suresinin 31. aye­tinde oldukça ayrıntılı bir şekilde belirtilmiştir:

“… Görünen kısım dışındaki ziynetlerini açmasınlar…”

Ziynet, süslenecek, bezenecek ve donanacak şeye denir. ((Damad, a.g.e., C. II, s.538-542.)) Kadının ziyneti olarak düşünüldüğü zaman takıları, giyimi ve kuşamı anlaşı­lır. Bunların alımı satımı, üretimi ve başkalarına gösterilmesi konu­sunda bir yasak bulunmadığına göre burada anlaşılması gereken şey bu ziynetlerin bulunduğu organların açılmamasıdır. ((Firuzabâdî, Kamus, Asım Efendi Tercümesi.)) Kadının takıla­rının bulunduğu organları; başı, saçı, kulağı, yüzü, boynu, göğsü, pa­zusu, kolu, eli, baldırı (bacağın dizden ayağa kadar olan kısmı) ve ayağıdır. Başta taç veya süslü bir şapka bulunur. Saçlar çeşitli şekil­lerde örülür ya da boncuklarla süslenir. Boyun ve göğüste gerdanlık­lar olur. Boyundan koltuk altına kadar uzayan, süslü taşlarla bezeli ve işlemeli bir bez, bir hamail takılır. Pazuda pazubent, kolda bilezik, kulakta küpe, ellerde yüzük ve boya, baldırda halhal, ((Ebubekr el-Cessâs, a.g.e., C. II, s.315-316; Şemsüddin es-Serahsî (öl. 483 h. /1090 m.), el-Mebsût, Mısır 1324, C. X, s.149 (İstihsan).)) yüzde sürme bulunur. ((Şemsüddin es-Serahsî, a.g.e., C. X, s.149.)) Bunların dışındaki organların zineti de elbisedir. “… Zi­net yerlerini açmasınlar…” emri organların tamamını kapsar. Eğer ayette bazı zinet yerleri için bir ayrım yapılmamış olsaydı müslüman kadının tepeden tırnağa her tarafını kapaması ve ancak süslü ve gü­zel olmayan elbiselerle bütün organları kapalı olarak dışarı çıkması gerekirdi.

Ayette belirtilen “… Görünen kısım…” yani görünen zinet nedir? Şimdi bununla ilgili hüküm ve görüşleri inceleyelim.

GÖRÜNEN ZİNET

Elbise kadının görünen zinetidir. ((Ebubekr el-Cessâs, a.g.e., C. III, s.315.)) Elbisenin gösterilmesine mü­saade edilmiş, kumaşın rengi, cinsi ve elbisesinin modeli konusunda bir sınırlama getirilmemiştir. Elbise konusuna daha sonra değinile­cektir.

Kadının yüzü ve elleri de görünen zinet yerleridir. Hz. Ali ve Abdullah b. Abbas (r. anhüm) demişlerdir ki, görünen zinet kadının sürmesi ve yüzüğüdür. Abdullah b. Abbas (r. a.) her ne kadar kadının yalnız ayakkabısının ve çarşafının görülebileceğini ((Ebubekr el-Cessâs, a.g.e., C. III, s.315; Şemsüddin es-Serahsî, a.g.e., C. X, s.152.)) belirtmişse de yüzün ve ellerin görülebileceğine dair deliller kuvvetlidir. Ahzab Suresinin 52. ayetinde Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem’e hitaben şöyle buyrulmaktadır: “Bunlardan sonra başka kadınlar al­mak, ya da bunları boşayıp da yerlerine başkaları ile evlenmek sana helal olmaz; güzellikleri hoşuna gitse bile …” Bir insan ancak yü­zünü gördüğü kadının güzelliğinden hoşlanacağından bu ayet, kadı­nın yüzünün görülebileceğini göstermektedir. ((Şemsüddin es-Serahsî, a.g.e., C. X, s.152. Burada çarşaf diye tercüme ettiğimiz “müâle” kelimesidir. Müâle, bir ya da iki en kumaştan yapılır, kadınlar bununla bütün vücutlarınıbürüyüp örtünürler. Cilbab konusuna da bakınız.))

Bir gün Hz. Ömer hutbede,

“Dikkatli olun, kadınların mehirlerini artırmayın.” dedi.

Bunun üzerine hemen yanakların esmerin kırmızı kadın söze karıştı ve dedi ki, “Bu senin görüşün mü, yoksa Hz. Peygamber sal­lallahü aleyhi ve sellem’den mi duydun. Biz Allah-ü Teâlâ’nın kita­bında, senin söylediğinin aksini buluyoruz. Allah-ü Teâlâ şöyle bu­yuruyor: “Eğer bir kadını boşayıp yerine başka bir kadını almak isti­yorsanız, ilkine kantar yükü altın vermiş de olsanız hiç bir parçasını geri almayın.” (Nisa Suresi 20)

Bunun üzerine Hz. Ömer bir ara şaşkınlaştı ve şöyle dedi: “Herkes Ömer’den daha anlayışlı, evlerindeki kadınlar bile.” Bu olayı bize ileten ravi, o kadının yanaklarının esmerin kırmızısı ol­duğunu belirttiğine göre demek ki, kadının yüzü açıktı. ((Ebubekr el-Cessâs, a.g.e., C. III, s.316.))

Konu ile ilgili bir başka olay da Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem ile alakalıdır.

Hz. Aişe validemiz (r. anha) buyuruyor ki, bir kadın Hz. Peygam­ber sallallahü aleyhi ve sellem’e bir mektup uzattı, hemen onun ko­lunu tuttu Kadın dedi ki, “Ya Rasûlullah ben size mektup uzattım almadınız.” Peygamberimiz buyurdu ki, “Bunun kadın eli mi, yoksa erkek eli mi olduğunu anlayamadım.” “Bu bir kadın iledir.” O şöyle buyurdu:

“Eğer sen kadın olsaydın tırnaklarının rengini kına ile değiştirir­din.” ((Şemsüddin es-Serahsî, a.g.e., C. X, s.153.)) Bu hadis-i şerif de kadının eline bakabileceğine yani elin, gö­rünen zinet yerlerinden olduğuna delil olmaktadır. Zaten kadın er­keklerle ilgili işlerini görebilmek için yüzünü, alıp verebilmek için de elini açık bulundurmaya muhtaçtır. ((Nesaî, Zinet 18. Aynı hadis, küçük kelime değişiklikleriyle Ebu Davud, Tereccül 4 ve Ahmed b. Hanbel, C. VI, s.262 de geçmektedir. Her üçünde de el yerine “yed” kelimesi kullanılmıştır. Yed kelimesi Arapçada hem kol, hem de el anlamına gelir (Kamus). Bu hadis-i şerif, Ebu Yusuf’a ait olan kolun açılabileceği görüşünü desteklemektedir. ancak Mebsût’ta geçen rivayette “yed” yerine “keff” kelimesi geçmektedir. Keff ise elden başka bir anlama gelmez. (Bkz. Şemsüddin es-Serahsî, a.g.e., C. X, s.153).))

İmam Ebu Hanife (öl. 150h. /767m.) rahmetullahi aleyh’e göre kadının ayakları da görünen zinetlerindendir. Bu görüşü talebele­rinden Hasan b. Ziyad (öl. 204h. /819m.) rivayet etmiş ve Tahâvî de (öl. 321h. /933m.) aynı şeyi ifade etmiştir. Çünkü kadın nasıl yüzünü ve ellerini açmak zorunda kalıyorsa yalınayak ya da terlikle yürür­ken ayaklarını da açmak zorunda kalır. Çünkü her zaman bot ya da çizme bulamıyabilir. ((Şemsüddin es-Serahsî, a.g.e., C. X, s.153.)) Çorabı da her yerde ve her zaman kolay değil­dir. Ayak, ayak bileklerinin altında kalan kısımdır. Yukarısına baldır denir.

İmam Ebu Yusuf’tan (öl. 192h. /808m.) rivayet edilen bir görüşe göre kadının kollarına da bakılabilir. Çünkü ekmek pişirirken ve çamaşır yıkarken kollarını zorunda kalır. ((Şemsüddin es-Serahsî, a.g.e., C. X, s.153.)) Hz. Aişe (r. anha)’dan “bilezik ve yüzük yerlerinin görünen zinetler” olduğuna dair bir ri­vayet de vardır. ((Şemsüddin es-Serahsî, a.g.e., C. X, s.153.))

BAŞÖRTÜNÜN AÇILABİLECEĞİ YERLER

Bir kadın, bazı erkekler yanında başını açabilir; bu husus Nur Su­resinin 31. ayetinde şöyle ifade edilmektedir:

“… zinetlerini açmasınlar, ancak kocalarına, babalarına, kocaları­nın babalarına, kendi oğullarına, kocalarının oğullarına, erkek kar­deşlerine, erkek kardeşlerinin oğullarına, kız kardeşlerine, kızkardeş­lerinin oğullarına, kendi kadınlarına, elleri altındaki cariyelerine, erkekliği kalmamış ele bakar hale gelmiş olanlara ve henüz kadınla­rın avretlerinin farkına varmamış çocuklara karşı açabilirler. Gizle­dikleri zinetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Hepiniz Al­lah yoluna dönün ey müminler ki, sıkıntılardan kurtulabilesiniz.”

Yukarıda kadının süs yerlerinin baş, saçlar, yüz, boyun, göğüs, kulak, pazu, kol, el, baldır (bacağın dizden ayağa kadar olan kısmı), ayak olduğunu görmüştük. Bir kadın, ayette sayılan kişiler yanında bu organlarını açabilir. Bunlarla birlikte aralarında ebedi evlenme yasağı bulunan diğer akrabaları yanında da bu organlarını açabilir. Bunlar dayı, amca ve süt akrabalarıdır. Süt kardeş, süt baba, süt ana, süt amca, süt dayı, süt dede, süt kardeşin oğulları, süt oğulun ve süt kızın oğullarıdır. Çünkü aralarında ebedi evlenme yasağı bulunan kimseler birbirlerinin evlerine izin almadan girip çıkarlar. Kadın kendi evinde umumiyetle iş elbisesiyle bulunur, örtülü olmaz. Eğer Cenab-ı Hak kadının, aralarında ebedi evlenme yasağı bulunan ya­kınlarının yanında da örtünmesini emretseydi bu sıkıntı doğururdu.

Bu şahıslar, bakabilecekleri organlara dokunabilirler. Çünkü Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem Hz. Fatıma’yı öper ve “Onda cennet kokusu buluyorum.” derdi. Bir yolculuktan döndüğünde önce onunla görüşür, kucaklaşır ve başını öperdi. Hz. Ebubekir de kızı Hz. Aişe’nin başını öpmüştür. Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:

“Kim annesinin ayağını öperse cennetin eşiğini öpmüş gibi olur.”

Ancak dokunma ve bakma hem kadının hem de erkeğin arzu duymaması şartına bağlıdır. Eğer taraflardan biri diğerine arzu du­yarsa bakmak da dokunmak da haram olur.

Yukarıda da belirtildiği gibi bakma ve dokunma konusunda süt akrabalığı aynen soy akrabalığı gibidir. Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sellem soy akrabalığı yolu ile evlenilmesi haram olanların süt akrabalığı yolu ile de haram olduğunu belirtmiştir. Bu konuda yaşanmış bir çok örnekler vardır.

Hz. Aişe (r. anha) bir gün Hz. Peygamber sallallahü aleyhi ve sel­lem’e şöyle dedi: “Ya Rasûlullah ben ev kıyafeti içindeyken Eflah b. Ebî Kays odama giriyor.” Peygamberimiz buyurdu ki, “Efleh girebilir, çünkü o senin süt amcandır.”

Zeyneb binti Ümmi Seleme (r. anha) saçını tararken Abdullah b. Zübeyr yanına girer saçlarını tutar ve Zeyneb’e “Bana dön” derdi. Zeyneb onun süt kardeşiydi. ((Ebubekr el-Cessâs, a.g.e., C. III, s.315.))

Yazar: www.duasi.org ibrahim

Örtünme Hakkında Yorumlar

Yorum Yapılmamış

Bu Konuya Yorum Yapabilmek İçin, Üye Olmalı yada Üye Girişi Yapmalısınız.

Sitemap - Kullanım Şartları